Son Dakika Haberler

ÇAYLAK ve PİRAMİT PASTA

ÇAYLAK ve PİRAMİT PASTA
Okunma : 204 views Yorum Yap

“Öğretmen” diye aylık bir dergi çıkardı ben çalışırken. Okulumuza her ay alınırdı. Yurttan eğitim öğretim haberleri verirdi. O dergilerin bir sayısında öğrendim okul müdiremiz Resmiye Boysan’ın yılın öğretmeni seçildiğini. Ankara’da bir 24 Kasım’da başbakanın elinden ödül alırken fotoğrafını çekmişler. Görünce gözyaşlarımı tutamadım.
Kandilli Kız Lisesi. Asi yıllarımın milâdı. Çocuk ruhumda yaptığım ihtilaller. İntikam yeminimin verimli tarlası. İki yılda on yaş büyüdüğüm dünyam. Korkularım, öfkelerim, hayatla inatlaşmalarım. Nefretim!
“Okul” dedikleri kocaman bir bina. “Bizim köyün bir sokağındaki evleri yan yana birleştirsen bu kadar etmez” demiştim kendi kendime. Kaybolurdum ki ben burada. Kimsem de yok, kim arar sorardı ki beni?
Okula kayıtlarımız yapıldıktan sonra müdire hanımın odasına götürüldük. Duvardaki bir zile basıp nöbetçi öğrenciyi çağırdı. Büyük sınıflardan iki kız ismi söyledi ve bu kızları çağırmasını istedi nöbetçi abladan. Müdire hanımın masasında son sınıftaki ablaların listesi var. Okula kayıt sırasıyla her ablaya bir “çaylak” veriliyor. Ben Meryem ablanın çaylağı oldum. Okula alışmamıza yardım edeceklerdi bu ablalar.
Valizimi ablam aldı, yatakhaneye gittik. Bir dolap gösterdi. “Bu senin dolabın. Eşyalarını bunun içine yerleştir, kantinden bir asma kilit al, dolabını kilitli tut” dedi.
Yatağımın çarşafını birlikte serdik.    Nevresim ne demek ilk kez orada gördüm. ” Kese desene abla şuna, nevresim de neymiş? Bildiğin yorgan torbası işte” dedim. Sus bari, değil mi? “Hem kel, hem fodul” derler. Taşralık paçalarımızdan akıyor. Büyük şehir mi görmüşüz? Biz bilmeyiz nevresim falan. Annem kar beyazı çarşafları yorganlara teyeller, haftada söker, elinde yıkar, kaynatırdı.
Ben nevresimde kaybolmuşum. Ablanın sesiyle irkildim: “Yemek saat altıda, yedide etüt var dokuzda yatakhanede olacaksın. Gel şimdi sınıfına gidelim.”
Üç kat aşağı, zemine indik. Sınıfımı, okul tuvaletlerini, kantini. Bıkmadan öğretti abla bana. Sonra, o an anlamadığım bir şey söyledi. “Sakın kimseyle dalaşıp başıma belâ olma!” Nice zaman sonra öğrendim ki bu ablalar rehberlik dersi görüyorlarmış. Sorumlu oldukları çocukların çıkardığı olaylar onlara eksi puan demekmiş…
Kısa sürede her yerini öğrendim o bizim köydeki sokak kadar okulun. Tanıdıkça bina gözümde küçüldü gibi geldi bana. Alışıyordum yalnızlığa.
En çok kantinini sevdim bu okulun. “Piramit pasta” ile kantinin camının önünde tanıştım. Günümüzün pop sanatçısı o çılgın kızla da…Gerçek ismini söyleyemeyeceğim bu arkadaşım, günümüzde çok sevilen bir pop yıldızı. Büyük şehirde büyüyenlerle, ne kadar farklı dünyaların insanı olduğumuzu o öğretti taşradan gelen bizlere. O paralı yatılıydı, biz parasız. Günümüzdeki özel okullarda okulun parasını babalarının ödediği çocuklarla, devlet babanın burslu okuttuğu çocukları düşünün yeter.
Kantindeki piramit pastanın tadına bakabilmek için, günümüzün meşhur pop sanatçısı kızımız, taşralıları köle gibi kullanırdı. Şimdi durumun farkındayım aslında. O zaman hiç yakınmadan verdiği her emir için gönüllü koşar, bize bir dilim piramit pasta alsın diye ağzımızın suyunu akıtırdık.
Ne utanç verici..Görmemişiz ki..Üstelik paramız da yok..Kör olası nefis..İstiyor, isteyemez olasıca.