Son Dakika Haberler

Okunma : 156 views Yorum Yap

Afyon’un, kaymağı, lokumu, sucuğu, kadifesi ve vişnesi meşhurdur. Her izine gelişimizde genelde bunlar olurdu siparişler.

Sanki dombaylarım varmış da kaymağı kendimiz evde yapıyormuşuz gibi.

Sanki lokum yapan bir iş yerim varmış da kendimiz üretiyormuşuz çeşit çeşit lokumları. Cevizli mi istersiniz? Fındıklı mı? Yoksa kaymaklı mı olsun? Sultan lokumu da müthiştir, tavsiye ederim. Sadesi, güllüsü, hindistan cevizlisi… İsteyin isteyin, biz yapıyoruz ya sonuçta…

Sucuk diye deli oluyor millet Afyon’da kaldığımızı duyunca. Deve, dana sürülerimiz var bizim. Sizin haberiniz yok mu? Bütün kasaplara eti biz veriyoruz. Hatta kocaman bir de dükkânımız var çarşının ortasında. İsteyin… İsteyin çekinmeyin. Sucuk nedir ki efendim sizin hatırınızın yanında?

Bütün giydikleri kadife kadınların. Soğuk memleket olunca kalın kalın, renk renk, desen desen kadifeler. İnsan kendini kaybeder benim kadife dükkânına girince. Bol bizde nasılsa. Kadife fabrikamızda var ya hani… Hem üretiyor, hem de dükkânımızda satıyoruz. Eşe dosta bedava. Hediyemiz olsun ablam, para dediğin nedir ki? Aaa aşkolsun. Kırılırım vallahi. Sana da mı parayla getireceğiz ayol?

Hele hele o vişne bahçemin güzelliği. Kasa kasa getireyim de akrabalar reçel yapsın. Memnun olmaları yeter. Bir hayır dua etsinler. Başka da bir şey istemeyiz..

Bir izin öncesi eşin dostun vişne isteği var. Bir ahbabım, ” bizim işimiz çoktur hoca hanım, gel kendin istediğin kadar topla dalından” dedi sağolsun. Hayatımda hiç vişne mi toplamışım? Merak da var. Erkenden katıldım onlara, hep birlikte vardık tarlaya.. Ben merakla izliyorum ne yaptıklarını. Uzun uzun ağaç merdivenler. Hiç o kadar uzun merdiven görmemiştim o zamana dek. Vişne ağaçları çok yüksek. Uçtaki dallara ulaşmanın başka yolu yok.

Benim için de bir ağaca merdiven dayadılar. Ama birkaç kişi birden ” dikkatli bas hocam, fişnenin dalları gaygandır. Aman deyen düşe müşesin başımıza” dedi. Efelendim ben. “Merak etmeyin siz, ben köy çocuğuyum, çocukluğum ağaç tepelerinde geçti” diye hava atıyorum.

İki kilo kadar topladım. Sonra, merdiveni vişnenin daha yoğun olduğu bir dala koyup yeniden çıktım. Tam bir dala uzanmıştım ki merdiven bir köşeye, ben bir köşeye savrulduk.

Bahçe sahibi dostlar koştular, ” bir yerin acıyo mu hocam?, Allah gorudu bak, Kömürcüler’in Mevlid’in garının belinin üsdüne goca merdiman düşdü de felç oldu garibim. Allasen bi yerinde bişee vaa mı? Ağrır acır yanın felan?”

Sıcaklığıyla hiçbir şey hissetmedim o an. Teyzenin oğlu Murat, beni traktörle eve getirdi. ” Sen git dinnen, biz aaşama sana fişne getiriz” dediler üzgün ve endişeli bakışlarla uğurlarken.

Benim vişne maceram iki saat sürmüştü. Toplamayı beceremedim ama sağ ayağımın başparmağını çıkarmayı başarmıştım. Pek acı hissetmedim önceleri. Ama şişmeye başlayınca eşim endişelendi. “Kırık veya çıkık olabilir” dedi. Bir arkadaşını çağırdı. Yaşça bizden küçük ama köy çocuğu olduğu için çok daha tecrübeli olan arkadaşı Turgut bey, Sandıklı’da bir çıkıkçı olduğunu, oraya gitmemizi önerdi. “Bizde araç yok, müsaitsen sen götürür müsün?” dedi eşim. Ve gittik. Ne cesaret! Bir ortopedi doktoruna gitmek yerine, bir çıkıkçıya gitmek.. Ama iyi niyetimizden midir bilmem, zorlanmadan çıkık parmağı yerleştirdi dalgacı çıkıkçı. Sürekli lafa tutuyor, sorular soruyor, şakalar yapıyordu. ” Vay vay vay, sen bir de öretmen misin? Ayıp ayıp, çocuk gibi ağleycen nerdeyse. Bir parnağın apdalımın yav?” derken “küt” diye bir ses… Parmak yerine oturmuştu. Çok az bir acıyla atlattım. Çıkıkçıya giderken için için ağlıyordum acıdan. Dönüşte adamın laflarını taklit edip eğlene eğlene geldik.

İKİ KİLO VİŞNE İÇİN YÜZ YİRMİ LİRA MASRAF ETMİŞTİK 1979 YILINDA

Biz bu olayı defalarca anlattık akrabalarımıza. Ama benim başıma gelen kimsenin umurunda olmadı. Sen getir de nasıl getirirsen getir. Paran varmış, yokmuş, sen de satın alıyormuşsun… Çok da etkilemedi kimseyi. ” Ona yeşil kadife getirdin ben mor çiçekli isterim”. “Ayıp ama yaaa… Sen Afyon’da otur, gelirken iki kangal sucuk getirme”. ” hani geçende kaymak şekeri getirmiştiniz ya.. Çok tatlıydı, baydı şekeri. Fındıklı lokum getirin bu sefer”

İstekler, istekler… “Hayır!” demesini beceremedikçe kimse acımadı bize. Her izin dönüşü dört ay hediye borcu öderdik. Ben de çok özendim birinde. “Hep başkalarına götürüyorum. Benim canım yok mu?” deyip bordo zemin üzerine çok hoş kilim desenleri olan bir kadifeden alt üst döpiyes diktirmiştim bir mahalle terzisine. “Battı balık yan gider” di. Ne zaman bir kooperatife girdik, işte ondan sonra kimseye hediye alamadık. Kooperatife zor yetiştiriyorduk maaşlarımızı. Tam on sekiz yıl.. Deli gibi tam on sekiz yıl para gönderdik. Birkaç müteahhittin kaçması sonucu yarım kalan inşaatları, belediye tamamladı. Dairelerin ince sıvalarını yaptırdı, kapı ve pencerelerini taktırıp anahtar teslim ettiler. Her daire kendisi tamamladı iç düzenlemelerini.

Ben, evin içini yaptırmak için, zorunluluktan, daha doğrusu çaresizlikten kırk üç yaşında emekli oldum. Emekli parasının yarısı ile zar zor yapabildik dairenin içini. Diğer yarısı ile de ikinci hatta üçüncü el bir araba alabildik. Çok şükür.